Su, insan hayatı için oksijenden sonra en önemli ikinci ihtiyaçtır. Kanımızı yüzde 80’i kemiklerin yüzde 20’si beyin ve kasların yüzde 70’i sudan oluşuyor. Susuz kalmak ölüme sebebiyet veriyor. Su bütün vücudun metabolizmasını düzenliyor. Organları, beyni, kemikleri ve kasları bunlar bilinen tıbbi gerçekler. Peki su başka neler yapabiliyor. Vücudun ihtiyacı olan saf enerjiyi sudan almamız gerekli hücreler arasındaki iletişimi, beyin aktivitelerini, reflekslerimizi ve hücre yenileme yeteneğini sadece suda bulabiliriz. Yapılandırılmış su aslında tüm organlarımızı ve vücudumuzu yenileyebiliyor.
Enerjisi yüksek ve yapılandırılmış su bunları çok rahat yapabilir. Maalesef günümüzde tükettiğimiz sular ölü ve sıfır enerjiye sahiptir. Halk arasında alkali olarak bilinen suyun canlı olması konusu ise doğada olması gereken normal aktivitede ki su yapısıdır. Sanayileşmek de olan dünya, hava kirliliği, doğal kaynakların verimsiz kullanımı suyun yapısını bozmuştur.
vücüdumuzun ne kadarı su ?..
Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli maddedir. Yetişkin bir insanın vücut ağırlığının yaklaşık %50-70’ini su oluşturur. Bu oran yaşa, cinsiyete, kiloya, boy uzunluğuna ve kişinin fiziksel etkinliğinin derecesine bağlı olarak değişse de genelde erkeklerde %60, kadınlarda %50, çocuklarda %65-75’tir. Yaş ilerledikçe vücuttaki yağ oranı artar ve su oranı azalır. Kas dokusu yağ dokusundan daha fazla su içerir. Su besinler ve içeceklerle vücuda alınır. Vücuda alınan su, sindirim sisteminde emildikten sonra kana geçer. Kan dolaşımı ile vücuda dağılır ve kılcal damarlardan çıkarak doku sıvısını oluşturur
SUSUZLUĞUN VÜCUDUMUZDAKİ OLUMSUZ ETKİLERİ
Konsantrasyonu azaltıyor .Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Hafif seviyelerde susuzluk duygu durum ve bilişsel işlevlerde bozulmalara neden olabiliyor. Susuzluk sonucu konsantrasyon azalırken, kısa süreli hafıza gibi bilişsel işlevin performansı önemli ölçüde düşüyor. El-göz motor koordinasyonu bozabildiğinden, hassas veya detaylı işlerin yapılması zorlaşıyor, güvenlik zafiyeti oluşabiliyor.
Astım ve alerjiyi tetikliyor. Su tüketimi azaldığında, hava yolları su kaybını en
aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanıyor, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşebiliyor. Vücudumuzdaki mikropların kısa sürede dışarı atılabilmesi için de yeterli su tüketimi önemli. Özellikle yüksek ateş ve ishal gibi durumlarda su tüketimi hayati öneme sahip.
Kas kramplarına yol açıyor. Terleme, vücut için önemli bir soğutma
mekanizması. Cildin soğumasına yardımcı oluyor. Öte yandan ter attıkça tuz ve bazı mineralleri de kaybediyoruz. Ter kayıpları sıvı alımıyla telafi edilmezse, vücut ısısının düzenlenmesi sağlanamıyor, ayrıca kaslara giden kan basıncı azalıp, kas krampları ve kas kasılmaları gözlemlenebiliyor.
Mide- bağırsağı bozuyor . Bağırsağın düzgün çalışması için suya ihtiyacı var. Az su tüketimi olursa, sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Su tüketiminin yetersiz olması mide ekşimesini daha yaygın hale getiren ve mide ülserlerinin gelişimini teşvik edebilecek aşırı derecede asidik bir mideye neden olabiliyor.
Baş ağrısına yol açabiliyor. Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Susuzluk baş ağrısına
da yol açabilirken, bazı gözlemsel çalışmalar susuzluğun migren sürelerini uzatabileceğini söylüyor. Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunun nedenini stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ancak gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız ve dinmeyen baş ağrıları migrene dönüşüyorsa bunun en temel nedeni su içmemeniz olabilir” diyor.
Böbrek yetmezliğine götürebiliyor. Böbrekler atıkların kan dolaşımından
filtrasyonu ve idrar yolu ile atılım için suya ihtiyaç duyuyor. Böbrekler vücudumuzda her gün oluşan zararlı atık maddeleri (üre, kreatinin, ürik asit gibi) su ile seyreltip atıyorlar. Günlük ihtiyacından daha az sıvı alan insanlarda idrar akımı yavaşlayacağı için kolayca idrar yolu iltihapları ve taşları oluşabiliyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede böbrek yetmezliğine de yol açabiliyor.
Ciltte kırışıklıklara sebep oluyor. Cildimizin yaklaşık yüzde 30’u sudan oluşuyor.
Su, cilt nemini korumak ve cilt hücrelerine gerekli besin maddelerini vermek için gerekli. Cilt dokusunu yeniliyor, esnekliğini artırıyor. Bu da, kırışıklıklar ve ince çizgiler gibi yaşlanmanın belirtilerinin görünümünü geciktirmeye yardımcı oluyor. Az su tüketildiğinde ise; cilt bozuklukları ve kırışıklıklarla daha erken karşılaşılıyor.
Eklem ağrılarına yol açıyor. Eklemlerde ve omurganın disklerinde bulunan kıkırdak, yaklaşık yüzde 80 oranında su içerir. Su tüketimi yeterli olduğunda kıkırdaklar daha iyi iş görür ve iyi yağlanmış omurga daha kolay hareket edebilir. Daha pürüzsüz omurgada sürtünme daha az etkilenir. Susuzluk arttığında, dejenerasyon ve hasara neden olabilir, şiddetli ağrıya yol açabiliyor.
SU MÜKEMMEL ÇÖZÜCÜ VE ŞİFADIR
Su, mükemmel bir çözelti maddesidir ve her şeyi kendine bağlayabilecek durumdadır. Bu nedenle su içmek gerçekten çok önemlidir. Bedenimiz kendi kendisini iyileştirebilecek güce sahiptir. Bunu bıçaksız ameliyat olarak adlandırabiliriz. Ve artık biyofiziksel olarak da kanıtlayabildiğimiz gibi su, yüksek derecede bir yapıya sahiptir ve bu yapılardan dolayı, bedenimizdeki benzer titreşimleri içeren birçok hastalıkları, Alzheimer rahatsızlığına kadar beyinlerimizin kıvrımlarına yerleşmiş olan hafif ve ağır metal tortularını bile sökebilir. İsrail’de bir doktora gittiğinizde orada hangi rahatsızlıktan dolayı gitmiş olursanız olun sizi önce tekrar bekleme odasına yollayıp yarım saat içinde içmek üzere size 2 Litre su verilir. Ve siz bu suyu içtikten sonra hâlâ şikâyetleriniz varsa bundan sonra sizi muayeneye kabul ederler. Bu bir gelenektir. Birden bire ortaya çıkan hastalıkların % 80’ini sadece su içerek iyileştirilebileceğini görmüşler. Bunun için su çözelti maddesi olarak biriken tüm atıkları dışarı taşımak için kullanılıyor. Örneğin burnunuz aktığında neler oluyor? Bedeninizde, daha önceleri birikmiş olan zararlı maddelerin, etkisizleştirilerek dışarı atılabilmesi için salgılar oluşuyor ve burnunuzdan dışarı çıkıyor. Aynı olay, cildiniz için de geçerlidir. Bedeninize girmiş olan zararlı tüm maddeler, cildiniz vasıtasıyla dışarı atılır . Tüm problem aslında içeride olmaması gereken maddeleri su yine dışarı taşır. Burada suyun miktarı kadar kalitesi de çok önemlidir.
KANSEROJEN TARIM İLAÇLARI VE YERALTI SULARI
Tarım sektöründe 300 çeşitten fazla inorganik kimyasal yapıya sahip tarım ilacı kullanıldığını ve bunların neredeyse 280’inin kanserojen olduğunu biliyor muydunuz? Kanser nedir? Kanser kaostur. Tarımda kullanılan ilaçlar yeraltı sularına karıştığından tekrar bizim çeşmelerimize geliyor. 280 ilacın kanserojen olarak bilinmesine rağmen sadece 63’ü ölçülüyor. Kalanların isimleri bile bilinmiyor ve bunlar için hiç bir sınır değer konulmamış. Ve zamanla bu ölçülen 63 ilacın değerleri yükseldikçe tolerans değerleri de yükseltilmiş. Suyun kalitesi, düzeltilecek yerde içindeki maddelerin tolerans değerleri ile oynanmaktadır. Aksi takdirde bu suyu size satmamaları gerekir. 1992’den beri de, zaten bu 300 tarım ilacından sadece 18’i ölçülmektedir. Ve böylece gerçekte neler içtiğinizi düşünebilirsiniz.
ŞİŞE MİNERAL SULARI İNORGANİKTİR
Siz şişeden mineral suyu içtiğinizde de bunu bedeniniz alamaz ve işleyemez. Çünkü mineral suyundaki mineraller inorganik yapıya sahiptir. Bunlar zararlı değiller ancak hücreler için kullanılabilir de değildir. Böylece kanınıza kadar giren kalsiyumun hücrelerinizde özümsenemediği için hiçbir faydası olamaz. Önemli olan suda hangi frekans desenleri vardır. Ve bu mineraller halen iyonize durumda mı etrafları su kılıfı ile çevrili mi? Çünkü biz bu suyun yapısını bozduğumuzda içindeki iyonize ve suya elektromanyetik dalga boyları veren elementlerin, başka elementlerle birleşmesini sağlamış oluruz. Bu da genellikle, boru basıncı veya suya katılan karbon dioksitlerle yapılır. Böylece suyun doğal oksijeni alınıp nitrojen katılır. Hâlbuki bizim amacımız bedenden nitrojeni uzaklaştırıp oksijen verebilmek olmalıdır.
CANLI OLMAYAN SU VE KİREÇLENME
Molekül birleşmelerde Örneğin pozitif yüklü kalsiyum ile negatif yüklü hidrojen karbonatlar birleşirler. Aslında bunlar su canlı olduğu sürece yani bir yapıya sahip olduğu sürece iyonsal yapılarından dolayı birleşemezler ve bedene zararlı hale gelemezler. Çünkü su, aralarında bir duvar gibidir. Şayet kalsiyum ve hidrojen karbonat birleşirse yeni oluşum kalsiyum bikarbonattır, yani kısacası kireçtir. Ve siz de bunu evinizin borularından dışarı atabilmek için en pahalı cihazları kullanırsınız. Bunu yaparken kendi bedeninizdeki kireçlenen damarlarınızı hiç düşünmezsiniz. Yaşlandıkça damarlarımız ve beynimizdeki sinir iletişim bağları kireçleniyor. Sonuçta doğal olarak bilgi iletmek için, köprü kurulamadığından unutkanlık başlıyor. Burada oluşan kireçleri çözebilmek için; canlılığa, bilgiye veya yapıya gereksiniminiz var. Suyun geometrisine ihtiyacınız var. O zamanla oluşan molekül birleşimlerini de kırabilirsiniz.
ORGANİZMADAKİ RAHATSIZLIKLAR SU İLE İYİLEŞEBİLİR
Biofizikçiler araştırmalarında segmanter diyagnostik ve organometri ile medes diye adlandırdıkları, enerjetik seviyede ölçüm yapabilen, bilimsel bir sistem sayesinde organizmadaki patolojik rahatsızlıkların bile sadece su ile yenilebileceğini kanıtladılar. Uzun yıllar boyunca teşhis amaçlı takip altında bulunan hastalar var. Bedeninizdeki organların ayrı ayrı titreşim karakteri vardır. Örneğin bir akciğerin doğal durumdaki titreşimi yaklaşık 40 Hertz civarındadır. Her gün içki içip alkol alıyor ve ciğerlerinizi yıpratıyorsanız. Zorlanmadan dolayı neredeyse ciğeriniz 58 Hertz’e kadar yüksek frekansta titreşecektir. Eğer ciğerin enerji seviyesini 40’tan 58 Hertz’e yükseltirsek organın maddesel yapısının da değişmesi söz konusudur. Bu ise organda bir bozulmaya sebep olacaktır. Bu olay da aynı kanser de olduğu gibi birden oluşmayacak yıllarca organın maruz kaldığı tahribat zamanla ortaya çıkacaktır. En başında enerji seviyesinin değiştiğini unutmayalım. Mesela bir hastamızın beyninin sağında bir tümör var. Tümör, organ seviyesinde kırmızımsı olarak görülmektedir. Bunu enerjetik seviyede ölçtüğümüzde; yani bu ölçümü kanser organ üzerinde görülmeden çok önce yaptığımızda hastayı uyarabiliriz. Beyninde tümör olan hastaya, bedeninde eksik olan frekansları içeren bir su içirdiğimiz de çok farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Zarar görmüş olan yerler epifiz, hipofiz, merkezi sinir sisteminde sadece 17 dk. sonra değişiklik oluyor. Fakat bu kadar kolay olamayacağını siz de tahmin edebilirsiniz. Tüm bir ömür boyunca yanlış yaşayıp, mucize suyu içerek iyileşebileceğinizi sanmayın. Bu hasta tabi ki tekrar eski yapısına dönecektir. Çünkü artık organ seviyesinde tahribat başlamıştır. Beden kendini bu negatif duruma o kadar alıştırmıştır ki 2-3 saat içinde eski patolojik tabloya geri döner. Fakat bunun bize gösterdiği suyun içinde öyle bir enerji var ki eksik olan tekrar yerine getirilebiliyor ve yenilenme gerçekleşebiliyor. Bu hastaya belki her gün 2’şer litre bu sudan içirebilsek ve birkaç yıl devam etsek bedendeki her yapıyı değiştirebiliriz. Bedenlerimiz, ‘kendisini yenileyici’ bir alandan oluşuyor. Bedenlerimizin şekillerini oluşturan neticede enerjidir. Çeşme suyunun yüzey gerilimi daima 73 Dune’dur. İyi bir kaynak suyun gerilimi 58, 60, 62 Dune olabilir. Bizim kanımızın değeri 42 ve 44 Dune civarındadır. Gıdaları özümlememiz için, bu değerin, kan değerimize en yakın olması daha uygundur. Kaynak artezyen suyu da bu değere çok yakındır.